-
Film 3. V For Vandetta

Yine izlemiş olabileceğin ya da izlemeni isteyeceğim güzel bir film :)
Hafif siyasi görünse de güzel bir film. Bir nevi başkaldırı. Ama ben bu filmi başkaldırının ötesinde kurgusuyla seviyorum :)
-
Değer vermek, içi boşaltılmış sahtelik ve yanılgılarla dolu bir kavram, dünyanin bir oyun sahnesi olması yetmiyormuş gibi değerlerin de birer oyuncak olduğu hayat. Güven olgusunun yitip gittiği bir düzen, inanan üç beş kişinin verdiği değerin de içi boş sanılıp güvensizlik çöplüğünde harcanması, ve sonra onların vaz geçişleri ya da inandirma isteklerinin bırak uyandırmaya dönüşmesi. Her hafta trilyonlar dağıtan şans oyunları artık doğruyu gerçeği ve eş’i sunmalı, olasılıklar eş değer zorlukta. Zaten bir çoğu elinde torba tombala hesabı taşları elindeki kartta yerine dizmeye çalışıyor, oysa kimisi ihtiyacı olan taş’ı öyle iyi biliyor ki onun için kartları değiştiriyor. Iki ayrı oyuncusu varken hilesiz ve keyifli bir dünya mümkün mü? Mümkün, ama yalnız. Haksızlık olmasın hafta sonu piyangosu gibi yakalayanlar da var. Iki ayrı kutudan çekilen aynı sayılar, kutularda milyonlarca sayı. Birbirini bulan kazanır.
-
Bir grup öz eleştiri.
Çok pis özeleştiri yapmali arada harbiden çok fena vurmalı kendine hayatın gerçeklerine nesnel yaklaşıp onları dusuncelerinin kafasına kafasına vurmalı böyle. Bir ikinci ben gerek insana, egolu olmayacak böyle legolu da olmayacak net olacak, her gece böyle güneş tam doğacakken ‘napiyorum ne istiyorum’ diye soracak kendine sonra hangi gözlükle bakıyorum hayata diyecek belki aşktan toz pembe olmuştur, belki çok saftır her yer beyazdir ama yerlerin siyah ve kaygan olduğunu görmüyordur ya da belki çok umitsizdir siyahtır gözlüğü beyaz perdeler bile siyahtir gün bile siyahtir onun için. Insan arada kendine gelmeli böyle. Gelelim bana, detaycı manyagın teki, olasılıkları hikayelestirmekten başka bir bok yaptığı olmayan, beyninde kurguladigini göz kapaklarına projeksiyonlayan garip yaratık. Yukarıdaki renk gözlükleri üstüste takabilen cins herif, La o değil de harbi bir insan bir kelimeye binlerce anlam yüklemeyi nasıl başarır ya, nasıl bir kurgu yetenegidir ki 140 karakterle yazılmışı binbir gece masallarına rakip hale gelebilecek kötü senaryolara dönüştürür. Yapıyorum. Harbi yapıyorum. Yapmamalıyım çok söz yalansız olmazsa çok kurgu da boka batar yanar gider kül olur inek içer dağa kaçar ohooo ne olmaz ki. Beynimin agridigini hissediyorum işlemcisi yanan bir bilgisayar gibi hissediyorum kendimi. Bazen beynim ve kalbim arasında o kadar git gel yapıyorum ki nefessiz kalıyorum. Nefes almalıyım. Detayları karıştırmaktan vazgecmeliyim, bir gün kendimi mahalle kedisine rakip olarak görmek istemiyorum. Boş konuşuyorum harbi boş konuşuyorum, kendi içimde bir hayal alemi oluşturup orada boka batiyorum. Ne istediğini bilen ve bunları hisseden nadir insanlardan olmalıyım. Kıssadan hisse: öz eleştiriyi yaptık ve gördük ki detaylarda değil yüzeyde yaşamalı, herkesin yaşadığı yerde herkesin umursadigi kadar ama herkesleşmeden ve iğrençleşmeden. Değer vermeye devam ederek, mutluluğu hedef alarak. Yaşayarak.
-
Sen, evet evet sen bi gelsene, bi bakıver şuna be ya…………………….
Evet büyük bir ihtimalle twitterdan geliyorsun hoş geliyorsun, otur hele iki dakika soluklan niyetlisindir sen bi dinlen ya da diyettesindir bilemedim ama iyi niyetlisin emin değilim ,bilemem . Cümleler biraz dağınık kusura bakma yeni taşıdim fikirleri biliyon mu. Heh tamam, yatıcaktım ben ama inat ettim, yoo yani bildiğin uykum da vardı sabah da 7bucuk olmuş -ki ben bu satırları yazmayı bitirdiğimde 7bucuğa bile çok uzak olacağım- ama uyuyasım yok. Herkes uyurken onları hayallerimde ya da mantığımda ağırlamayı seviyorum biliyor musun, kimin benim için ne anlam ifade ettiğine ya da etmesi gerektiğine en iyi onlar uyurken karar verebiliyorum, çünkü onlar uyurken beni yanıltamazlar, ne mimikleri ne de kulağımda yankılanan sesleri, beklentileri ya da vaatleri, hepsine ben karar veriririm ama sadece onlar uykudayken. Sen de onlardansın aslında biliyor musun belki bir duygu’sun belki bir özlem, yağmur ya da toprak da kokabilirsin belki meltemsindir belki seda ya da ahmet mehmet david, hagi, ayça, alex, ayla,iphone, yani onlardan birisin, işte. Elbetteki seni de konumlandırıyorum, ama sorun şurada herkes hayatımıza aynı yerden giriyor -gözlerimizden- peki ne ara kardeş, sevgili dost ya da düşman oluyoruz? Hadi bizi geçtim, ne ara büyük donemeçleri yaşıyoruz? Ne ara mezun oluyoruz, ne ara mezun oldun ilk okuldan hatirlasana? Ne büyük bir adım oysa ama sen ilk okul mezuniyetini bile zar zor hatirliyorsun? Özür dilerim çocukluğum lise hayatımdan daha değerli o yüzden oradan örnek verdim-. Belki de her şey içinde yaşadığımız için bize hiç bitmeyecek ve bir kazanımı ya da kaybı yokmuş gibi geliyordur. Kazanım ve kayıp o kadar bağlıyız ki şu iki kelimeye sanki hayatımızda bir şeylere sahip olmamız gerekiyormuş gibi. Oysa eşsiz de yaşanır işsiz de. Tamam bir eş dünyanı değiştirebilir ama ne ara karşılaşıcaksın ki, belgisiz zaman, belgisiz özne belgisiz zarf ama deyim çok yerinde “aşık olmak” her şey bu kadar belgisizken nasıl bu kadar somut olur ki? Bu günlerde organik tarımı da merak eder oldum, elektrigimi kendim uretirsem suyum da kuyumdan. Ne kaldı geriye? nefes almak. Sadece nefes almak ışte huzurun temeli bu. Ne zaman nefes aldigimiza konsantre olabilirsek o zaman huzurluyuz demektir. Hayatın büyük degisimlerine gelince. Kısmet. Şimdi seni ugurlamalıyım, yağmuru sen uyurken dinleyebiliyorum da ondan akıllım :)
-
Yapboz ilişkileri > İnsan İlişkileri
Yüzeysel yaşantılar, sıradanlıklar, basit insan ilişkileri ve beraberinde güvensizlik, inançsızlık, sevgisizlik. Bazen kelimeler o kadar yapmacık seçilir ki ya da planlar o kadar yapmacık kurulur ki bir yapboz gibi, sanki gerçekten yapbozun birer parçası gibi yıkılsa bir kez daha denenebilirmiş inancında. Ya da bu olmadı hadi başka yapalım, başkasıyla yapalım diyebilecekmiş gibi. Günler ve insanlar yapbozun bir parçası sanılıyor ya ondan böyle bu. Hayat bir yapboz gibi ya insanlar da tak çıkar parça gibi. Oysa hatırlasanıza bir yapboz parçası çok fazla tak çıkar yaptığımızda belirli parçalarla kenetlenemezdi, sarı renkli parça yeşili kabul etmezdi artık ama gidip maviye öyle bir sarılırdı ki koparmak istemezdik. İşte sarı ya da mavi yapboz parçası’nın sadakati bu gün insanlarının ilişkilerinden daha bir kenetlenir cinsten. Hatta iyi hatırlıyorum bir keresinde gidip hepsini sobanın üstüne koymuştum, bazı eriyenler daha bir kenetleniyordu, öyle bu günün insanları gibi acı çekince tamamen kopan cinsten de değil yani. İşte bu yapbozlar arası ilişkilerin insan ilişkilerden çok daha kabul edilir olduğunun bir kanıtı bence. İnsanları yapbozlarla kıyaslayarak tanımaya karar verdim. Onların diğer insanlarla kurduğu ilişkileri inceleyerek.
Not: Bu yazının ana konusu yapbozların ocağın üstünde eriyebileceğidir.
-
Bu gün aklım biraz şey gibi, uçurtma.
Bu gün aklım biraz uçurtma gibi, biraz da paraşüt ama kuş gibi özgür olmadı aklım hiç, hem kuş gibi özgür olamam ki beynimin iki lobu olacağına iki kanadı olsaymiş aklım o zaman özgürce ucarmış, dilediği hayale konarmış, ama o zaman da ben kuş beyinli olurmuşum. Kuş beyinli olmak çok kötü birşey gibi diyorlar ama bak kuş beyinli olunca daha özgür olunuyormus, hem uçabilsem, yapacağım ilk iş gökyüzünden insanların kafasına şey yapmak olurdu, bulutları kafalarına fırlatmak. Pardon, bulutları kafalarına firlatırsam insanoğlu herşeyi elde ettiğini sanar biraz daha sürünsünler bakalım :))
-
Tumblr çok sırperver.
Seni yakında bir günlük gibi kullanabilirim tumblr, bana darilma. Şey ee sır, sır tutabilir misin? Iki sosyal ağın bildiği sır değildir demişler ve burada yayınlayınca twit olup uçacak ama sorun değil be ya bu arada aslında yani senin anlayacagin dile cevirirsem öyle oluyor o söz. Insanlar o sözü sadece dizi geyiği olarak kullanıyor haberin olsun çok bi düşünme altında ne var karıştırma çok. Bi bok yok. Tumblr zaman daralıyor, ölmüyorum lan aksine başka bir şey de neyse, bunu geçelim. Hadi bu gün insanoğlu ve planlarindan konuşalım, mesela planlarla kazandigini sanarken geride planmadığı nedir acaba yani küçük bir adımla a şehrinden b şehrinde giden insanoğlu c şehrine gitmediği için neler kaçırıyor ki. Ya da a şehrinden b şehrine giden insanoğlu a sehrinde ne bırakıyor arkasında? Şu sozelci kafamla a şehri b şehri hesabına girdiysem halim yaman tumblr. Zaman kaybettirir mı tumblr? Bence sabır kazandırır. Neyse. La sana bi isim bulalım he, vallla bak tumblr tumblr ne bu, sana bundan sonra salon sandalyesi diyorum tumblr, çünkü sandalyde emanet oturan ev sahibi gibisin, misafirin car car sorsam sana sanki cir cir, bak cirkinlestim yine. hani bir kerede sen anlat be tumblr eyvallah hani sağlam dinliyorsun da iki kelam et, bak mesela şu an ben klavyedem ceksem parmaklarimi kelimeler en doğru şekilde siralansa ben de iki ders çıkarsam he? Biliyor musun sen doğru sıralamayı ? Her şey kelimelerle soruluyorsa kelimelerle cevaplaniyorsa doğru yolu gösteren kelime sırasını bulmak neden zor ki ! Neyse tumblr bak yine anlatamadim herşeyi ama zamanı var henüz. Bu arada salon sandalyesi şakaydı adamım, korkma.
-
Ekme kuramını boş ver hacı seviyorsan git konuş bence.
Sevgili okurlar, -çoğul olma ihtimalinizi de düşündüm bir an, gülme ayıp- uzun zamandır sayınizin hiç’e yakın olması farkındalığıyla bir cesaret-diger bir deyiş ile bkz. Gaza gelmek- ile garip garip karalıyorum, bu günde bu huyumdan vazgeçmeden -huyum kurusun, zaten şu sıcakta da kurumazsa yandınız siz- devam ediyorum. Başlığı çok akademik attım belki ama içeriğinde bir kaşıntı yok, kasıntı da yok, hatta biraz amacını aşan sinsilik falan var-ben yapmadım o yaptı-, Çoğu iletişim öğrencisi ekme kuramını duymuştur. Kısaca, yedire yedire alıştıra alıştıra yavaş yavaş -ikilemelere dur deyin- benimsetme durumu var bu lanet olası amerikalıların bir oyunu olan ekme kuramında, aslında adı üstünde evet ama hani iş akademik olunca ismi konuya yedirmek pek bi zor oluyor, neyse saadete geliyorum. Saadet bizim mahallede efenime soyliyim endami yerinde„ durlan sadete gelicekken saadete geldik ah saadet ah. (Saadetin abisi duyarsa g.te de geliriz ya neyse ) he sadet diyordum, -sedat diyordum az daha bir yan yatma durumundan kurtardım- ekme kuramını bu kadar inceledik de kitleme iletişimi araçları ile kodlanan mesaj ( with in academical talkings) diyerek devam edersem sen bana yaratıcılığın aracılığıyla sağlam bir küfür edersin, sustum. Bız bu iki senede epey bi çözdük yani. Geçen arkadaşlarla oturmuşken, -ki bir de final dönemi hani ekme kuramını anma haftası gibi- benim aklıma şu soru geldi. Bakın istifra ediyorum. s:s istirham ediyorum olacak o aman sakata gelmeyelim saadete dönerse bu da yazık olur. Istirham ediyorum bunu teknik olarak uyguladığımı ya da çikarlarım için harcayacağımı düşünmeyin. Sorum şu. Ekme kuramı ile kız tavlanır mı? Hani bazı şeyler benimsetilebiliyorsa her hangi bir erkeğin hayalleri içinde geçen ilgili kız için bu taktiği uygulayıp kendisini benimsetmesi de mümkün olabilir aslında. Hayır arkadaşlar hayır. Tulaaaaay geri don tulaaaaay mdounda değil. Tamam o da kitle iletişim araçlarını kullanmış ama ben burada kitle iletişim araçları yerine kullanılabilecek bir gözden közden ve sözden bahsediyorum. Köz olmuş bir kalp bu kalbin aynası bir göz ve bolca söz. Ya kanka bak buraya kadar yazdım ama bir şey diyeyim ben sana , yalan bu ekme kuramı seviyorsan git konuş bence, oh be sabahtan beri ekmeymiş yok kuramıymış yok kitlemekmiş. Arifin mencistira attığı gol hesabı. Sen de yap bi kontra. Ekme kuramını da rahat bırakalım hadi biz onu finallerde sevdik. Hobaa içim rahatladı lan. Oh.
-
Kelimelerin seri katili içimdeki işkoliği uykusunda sayıklarken yakaladı
Şu tumblrda ne zaman beyaz sayfa açsam elime mikrofon vermişler gibi hissediyorum. Sözüm ona yerel bi televizyon kanalında yerlilere sesleniş konuşmasını ulusa sesleniş edasinda yapıyorum gibi oluyor. Ama heyecan o ki elimdeki sorunun ne olduğunu unuttuğumu fark ediyorum, çünkü her defasında hadi şu konunun üstünden bir de ben geçeyim demeden kelimelere rastgele uğrayıp onların müsade ettiği kadarıyla, zıplaya zıplaya ilerliyorum. Bir kelimenin altında patlamaya hazır bir anlam çıkacak olsa söylemesi ayp büyük abdest hesabına gelirim yani. Söylemesini bile ayıp modunda kullanamiyorum lan şuraya bak, yoksa benim yanlış bir kelime kullanmam caiz mi? oha yanlis oldu bu! Demem o ki gece bana al eline mikrofonu kimse duymuyorken konuş der, ben de gecenin bu mesajını bilinçaltıma iletirim, o bana git zihnine bi sor bakalım yorgunmuymuş der, zihnime giderim o da beni hoooop parmaklarıma derken türk insanının vücudundaki bürokrasi ile görüyorsunuz gecenin 4ünde anca bir kaç kelime öldürüyorum. (‘kelimelerin seri katili’ yuh çok havalı oldu lan) Tek kullanımlık kelimeler tercihim oluyor genelde, ki zaten sabah hangi kafayla ne yazdığımı da unuttuğum için hiç bir kelime aynı kafaya ait olamıyor bir daha. Ya neden ben de her normal saçmalayan gibi. Bir dakika normal değil bu, ana buldum tam önceki cümlemde neden benim cumlelerim de dünyayı kurtarmıyor diyecekken, kendime bir amaç edindim. Evet artık hiçbir kelimem dünyayı kurtarmak için harcanmayacak, artık hiçbir kelimem ne hava durumuna ait çılgın bilgiler verecek ne de bir sonraki güneş tutulmasını lanse edece, ne de bir şirketin lansmanını gerçekleştireceğim kelimelerimle. (bu içimdeki işkoliğin uykusunda sayıkladığının bir kanıtı, şşst uyanacak), Bu kelimeler evet şu okuduğunuz ve birazdan okuyacaginiz -ki onu da iki kelime önce okudunuz- asla bir amaç taşımayacak. Şu anda yaptığım şey saçmalama alanımı daraltmak olabilir evet ama o koskoca paraşüt küçücük helikopter sahasına nasıl iniş yapabiliyorsa ben de kendime sığınacak bir delik bulurum. Gördünüz mu yine yaptım işte. Iyi de orada kimse yok ki kime neyi gösteriyorum? Yatıyorum la ben.
-
Gecesel Saçmalatmacalar #2
Dün gece çok garip bir şekilde son vermiştim yazdıklarıma, oysa okuyan olsaydı hiç bitmeyecek sanardi ama bitti. Her güzel şeyin bir sonu vardır ya hani öyle derler, hep öyle derler, derler ama kimin soyledgini dip not olarak belirten yok. Bizi yiyorlar bildiğin. Her güzeli zıttı yaşatır teoremini de işin içine katip zitlar ayrımından ve zıtlıklar hiyerarşisi dur suna bir de pawlow’un itini katayim ben, oldu şimdi. Yani kısa yoldan dünkü yazımın da sonu vardı (her cümle bir yerde noktayı tadacaktir) ve yazımın sonunda kargalara atıfta bulunarak to be countinued mesajı vermistim. Kargalari ele alacağımı bu iğrenç sesli kuşların ki siz de onları kuştan saymıyorsunuz biliyorum, o değil de kargadan malzeme cikmiyacak anladım şu an, şimdi fark ettim onlar zaten dogalarinda sacmalar o yüzden bulasmiyorum, yahu bir kuş turu bahçe havuzunun önündeki sabunu niye yurutsun ki neyse çok saçma. Saçma kelimesini siz bunların amaçsız olduğunu anlayana kadar kullanıyorum hani o kadar saçma ki siz derken bile kimsenin haberi olmayan bi bloğun takipcilerine sesleniyorum. Içsel bi rahatlama bu aslında. Duygusala kaçmaya başladı dur deyin bana oha dur diyecek kimse yok kesin yokuş aşağı giderim ben. bu günku deneme çok berbat oldu lan, ulan kargalar ulan kargalar hep sizin bereketsizliginiz.